to top

İlişkilerde yaşanan sorunlar

Sevginin boyutunu her insan farklı yaşar. Bazılarımız mutluyuzdur, bazılarımız ise mutsuz.. Ancak hayat devam ediyor ve bizi mutsuz eden her şeyle vedalaşmak zorunda kalıyoruz. Bazen mecburen terk ediliyoruz ya da terk ediyoruz. 

Sevgi İlişkisinde Sorunlar

Gürcan Banger

Sınırsız ihtiyaçları sonlu ve kısıtlı kaynaklarla karşılamaya çalışmak… İktisat biliminin bu zor sorusu karşısında iki tür cevap verebiliriz. Ya kısıtlı olan kaynaklarımızı zenginleştirip çeşitlendirmeye çalışacağız ya da sınırsız dediğimiz ihtiyaçların bir bölümünden vazgeçeceğiz.

Günlük yaşamda önümüzdeki fırsatlar konusunda seçimler yapmak kolaydır. Ama konuya bir de duygusal ihtiyaçlarınız açısından bakınız. Sevgiden vazgeçebilir misiniz? Sevmek ve sevilmek yerine neyi koyabilirsiniz? Sevginin yerini ikame edebilecek bir kaynak var mıdır? Muhtemelen siz de benimle aynı kanıyı paylaşacaksınız ki, insanı ayırt eden en önemli faktörlerden birisidir sevgi. Özetle; sevgi ihtiyacı, yok sayılabilecek ya da başka bir duygu ile ikame edilebilecek bir ihtiyaç değildir.

Sevgi ihtiyacının niteliği üzerine yeterince ve doğru biçimde kafa yormuyoruz. Portakal veya araba almak kadar basit bakmasak da, üzerinde yeterince düşündüğümüz söylenemez. Çoğu zaman sevmeyi ve sevilmeyi içimizde bir özlem olarak tutuyoruz. Bu özlemin bir paniğe dönüştüğü de oluyor. Eğer makul bir zaman dilimi içinde sevip sevilebileceğimiz bir iklime ulaşamazsak bir hayal kırıklığı ve karamsarlık içine düştüğümüz de oluyor.

Sevgi konusundaki duygusal yaklaşımımız, daha çocukluğumuzdan başlayarak şekilleniyor. Anne ve babamızın bize karşı olan duygusal tutumları, ilerleyen yıllarda bir sevgi ilişkinin oluşup oluşmamasına veya bu ilişkinin yürüyüş biçimine yansıyor. Eğer sağlam bir sevgi altyapısı edinmediysek, o zaman çevrenin etkisiyle sığ bir sevgi kavramı oluşturuyoruz. Ancak beğeni veya hayranlık olarak niteleyebileceklerimizi sevgi olarak isimlendirip yanılıyoruz.

Bir toplum içinde yaşayan bireyin, içinde yaşadığı koşulları aşarak kendini önce fark edip sonra değiştirerek sosyal değerlerin üstünde konumlaması hiç kolay değildir. Eğer kadın – erkek ilişkilerinin doğru düzenlenmediği, sevgi kavramının doğru şekillenmediği bir toplumda yaşıyorsanız, karşımızdaki sorun birkaç kat daha zor demektir. Ama unutulmamalıdır ki; toplumun bireye etiketlediği olumsuz özellikleri aşıp doğru sevgi kavramına ulaşmak, öncelikle yine bireyin kendisinin başarması gereken bir konudur. Sevmek ve sevilmek isteyen kişi, önce kendisi duygusal bütünlüğe ve olgunluğa erişmek zorundadır. Eksik ve zayıf duygusal ilişkilerin neredeyse tamamında bireylerin başlangıçta, daha kendi başlarına iken sevgi ve ilişki sorunları olduğunu bilirsiniz.

Doğru bir ilişki, duygu ve karakter olarak iki bütün insanın ilişkisidir. İki ‘yarım’ insan, bir araya gelerek bir bütün oluşturamazlar. Sorunları olan iki insanın ilişkisi, sorunların öncesine oranla iki kat arttığı bir ilişki anlamına gelir. Bir sevgi ilişkisini özlüyor ve hayal ediyorsak, öncelikle böyle bir ilişki ne denli donanımlı ve hazır olduğumuzu kendimize sormamız gerekir.

Bazı insanlar vardır; bir ilişki yakalayıp -ona sahip olup- sonsuza kadar mutlu olmak isterler. Bazıları için ise sevmek, sonsuz sahiplikten daha çok bir duygusal ilişkinin tadını yaşamak anlamında değerlidir. Türdeş özlemlerin bir araya geldiği bir ilişkinin, muhtemel sorunlara rağmen acısız olacağını söylenebilir. Ama sonsuz mutluluk beklentisi ile o anı yaşayıp paylaşmak isteyen özlemlerin birlikteliğinde acıdan fazlasını beklemek hayal olur. Mutluluk veren ilişki sürmeli, acı üreten son bulmalıdır.

Sorunsuz ilişki var mı?

Bir duygusal ilişkideki en ciddi zafiyet, tarafların karşısındaki insandan başka ‘birine’ duygusal olarak bağlanmalarıdır. Kimdir bu başka birisi? Çoğu zaman bir hayaldir. Kişiler, karşılarındaki insana bağlandıklarını düşündükleri halde gerçek böyle değildir. Karşıdaki sevgili sadece bir hayalin, bir başka deyişle zihinde oluşturulmuş bir hayali sevgilinin yerini tutmaktadır. Bu durumda bağlanan kişi, karşısında duran gerçeği görmekte zorlanır. İlişki sorunlar yaşamaya başlayıncaya kadar karşısında duran kişinin, hayalindeki malum kişi olduğunu zannetmeye devam eder.

Bazı kişilerde bağlanma duygusu çok güçlüdür. Böyle bir durumda duygusal ilişkinin diğer ucunda kimin bulunduğu pek önemli olmaz. İhtiyaç duyulan tek konu, her kim olursa olsun, birisine bağlanma ihtiyacıdır. Bağlanma duygusu ile yanan kişi, gerçek bir sevgili ile iletişim kurmaz. Onun iletişimi kendisi iledir. Bu ilişki, tek kişilik bir aşktır. Bu da ona yeter. Ta ki; bir gün can acıtan gerçeklerin farkına varıncaya kadar…

Yanlışlı ilişki

Bir başka türde ise; bağlanmak isteyen kişi, karşısındakinin ona uygun olmadığının farkındadır. Bir anlamda gerçekleri görme yetisine sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu yetiye rağmen onu yakacak olan iki ihtimalden birisi gerçekleşmektedir. Ya gerçekleri görmek, onu uzaklaşmaktan alıkoymamakta ya da karşısındaki insanı değiştirebileceğini düşünmektedir. Bu tür ilişkiler de, gerçeklerden kaçma veya onu değiştirme üzerine kurulmuş varsayımın yanlışlığı ortaya çıkıncaya kadar sürer. Bir arkadaşım sorunlu olduğu kadar süreksizliği de bence apaçık belli böyle bir duygusal ilişkisini devam ettirme mantığını açıklarken, “Denemeden ‘Keşke’ diyeceğime, ‘Ah aptal kafam’ demeyi tercih ediyorum”, demişti. Ben de kırılmasın diye “Evet, sen ah aptal kafam” demeyi tercih etmelisin, diyemedim.

Yukarıda dile getirdiğim türden ilişkilerin olağan sonuçlarından birisi, genelde karşılıklı olarak mantıksız beklentilerin oluşmasıdır. Yanlış algılanmış bir ilişkide kişiler arası beklentilerin de aynı derecede yanlış olması iyi bilinen bir durumdur. Eğer ilişki yanlış ise buna son vermeyi, eğer sağlam ama sorunları olan bir ilişki ise beklentileri gözden geçirmeyi düşünmek gerekir. Bu konuda karşılıklı konuşabilmek, en etkin kolaylaştırma yollarından birisidir.

İnsan ve hata

İnsan, daima hata yapar. Hatalar, insanın doğasının bir parçasıdır. Şarkının dediği gibi “hatasız kul olmaz”. Bir ilişkide de ‘kabul edilebilir’ hatalar bulunabileceğini baştan kabul etmek gerekir. Hatalarını sahiplenmeyi ve düzeltmek için çaba harcamayı benimseyen bir ilişki, uzun soluklu olmaya iyi bir adaydır.

Yine hatalar bağlamında olmak üzere; hatanın üzerine sert tepki vererek gitmemek gerekir. Önemli olan; önce hatayı fark etmek, sonra kabul etmek ve sonrasında düzeltmek için çaba göstermektir. Sert tepkiler ve aşırı olumsuz anlam yüklemeler, hataları onarılmaz noktalara getirebilir. Geçmişin romantik Türk sinemalarını hatırlayın. Kız ile has oğlan arasına ayrılığın girmesi temasında genellikle; erkeğin, gerçekte basit olan bir soruna sert tepki göstermesi ya da olumsuz anlamlandırması kullanılır.

Sadece duygusal bir ilişkide değil; ilişkinin her türünde en önemli dayanak noktalarından birisi, güvendir. Karşılıklı güven üzerine kurulmamış bir ilişkinin uzun soluklu olacağını ummak, bir başka hayal olur. Tabii ki; bu sözlerimle boş bir güven duygusundan söz etmiyorum. Güven duygusunun da yaşam içinde doğrulanması gerekir.

Bir duygusal ilişkide karşımızdaki insanı değiştirmeyi düşünmenin iyi bir fikir olmadığını söylemiştim. Ama bu türden bir ilişkide kendimizi olumlu yönde değiştirmeyi düşünmeliyiz. Duygusallığı gerçek anlamda yaşamak isteyen bir kişi, bunun karşılığında şefkat ve nezaket gibi özelliklerini geliştirmeyi istemelidir.

Bir duygusal ilişkide önemli olan pek çok faktör var. Sizin de benim saydıklarıma ekleyecekleriniz vardır. Ama bana sorarsanız, bunlar arasında en önemli olanı farkındalıktır. Kişi; kendinin, karşısındaki insanın ve bir bütün olarak ilişkinin farkında olmadan kesinlikle mutluluk adayı olamaz.

Son söz: Mutluluk veren ilişki sürmeli; sorun ve acı üreten ilişki son bulmalıdır.

admin

Sorry, the comment form is closed at this time.